https://analytics.google.com/analytics/web/provision/#/p257824016/reports/defaulthome


Sami DAYANGAÇ


FUTBOL ESKİ-YENİ KARŞILAŞTIRMA

Kitaplar futbolun 1848 yılında İngiltere'de bulunduğunu söylüyor.


Kitaplar futbolun 1848 yılında İngiltere'de bulunduğunu söylüyor. Her geçen zaman futbol seyir zevki versin diye kural değişiklikleri yapıla yapıla günümüze kadar gelen en önemli enformasyon aracı. Biz çocukluk yıllarımızda hatırladıklarımızı size takdim edeceğiz. Elbette siz değerli okurların da kendinize göre ilave edecekleriniz çoktur.

Eskiden gece maçları olmaz, maçlar gündüz oynanırdı. Geceden battaniyesini kapan stada koşar, gişelerde uzun kuyruklar oluşur, orada yatıp maçtan 2 saat önce gişelerden satışına başlanılan biletlerden alınırdı. Şimdi maçtan 10 dakika önce gidip yerinize oturuyorsunuz. Eskiden düz betona, numarasız, sıkışarak oturulurdu, şimdi herkesin oturacak yeri ayrı.

Sahalar çim değil, topraktı. Yaz aylarında maçtan önce ve devre arasında arazözle sulanırdı. Şimdi amatör maçlar bile çim sahada oynanıyor. Kışın çamurda, buzda oynanan maçlarda şartlar çok ağırdı.

Takımlar sahaya ayrı ayrı çıkar, orta alana deparla koşulur, Türk sporu şerefine üç kez ‘sağ ol, sağ ol, sağ ol’ denirdi. Şimdi birlikte çıkılıyor, ‘sağ ol’ diye bağrılmıyor.

Eskiden futbolu bırakacak şahsa jübile yapılırdı. Gösteri maçı oynanır, davetiye satılır, hediyeler verilir, o futbolcuya maddi gelir sağlanırdı. Şimdi çok büyük paralar kazandıklarından ihtiyaç duymuyorlar.

Skorboard yoktu, tabela elle değişirdi. Şimdi elektronik oldu. 2000’lerin başına kadar futbolcuların soyadı kullanılmazdı. Sadece isimleri bilinir, maçı anlatanlar, gazeteye yazanlar isim söylerdi. Mesela takımda 2 Mehmet varsa ‘büyük’ ve ‘küçük’ diye ayrılırdı. 3 olursa, onun adı ‘Mehmet 3’ olurdu.

Maçlar tek topla oynanırdı. Top saha dışına giderse gelene kadar beklenirdi. Hakemler maç önü, devre arası, maçtan sonra röportaj yaparlardı.

Tüm maçlar televizyondan yayınlanamaz, radyodan anlatılırdı. Radyo spikerleri çok meşhurdu. Futbolcularda tekmelik yoktu, çoraplar inik, şortlar mayo gibi kısa ve ayakkabılar siyahtı.

TSYD, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Donanma Kupası adıyla turnuva, maçlar oynanırdı. TSYD sezon başında oynanır, geliri Spor Yazarları Derneği’ne verilirdi. Devre arası Donanma Kupası, lig bitiminde Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık maçları oynanırdı.

Kalelerde, tam doksan denilen yerde çatal vardı nedense. Bazen toplar buraya çarpar, VAR olmadığından sanki kale direğinden dönmüş gibi gol verilmezdi. Fileler derin değil, gergindi. Transfer için futbolcu kaçırılır, transfer açılınca resmi imza attırılırdı. Galibiyete 2, beraberliğe 1 puan verilirdi. Televizyon kanallarında spor magazin çok yoğun olurdu.

Tribünlerde konfeti ve meşale şovu yaşanırdı. Gazdan etkilenen çok olunca yasaklandı. Bariz gol şansı yoktu, kırmızı kart verilmezdi. Kaleciye pas vermek serbestti, yani kaleciler her pası elle tutabiliyordu. Devre aralarında, gol ve sakatlık olduğunda muhabirler sahaya girer, anlık röportaj yaparlardı. Foto muhabirleri saha kenarında canları nerede isterse orada dururlardı, şimdi kale arka ve yanlarına geçiyorlar.

Derbi maçlarında tribünler yarı yarıya olurdu. Her iki tarafın seyircisi stada yarı yarıya alınırdı. Yabancı futbolcu yok denecek kadar azdı. Şimdi yerli oyuncu azınlıkta. Statlarda aile tribünleri olur, kadınlar ücretsiz alınırdı. Eskiden sadece milli maçlarda İstiklal Marşımız okunurdu. Ve gerek hocalar ve gerekse de futbolcular bu kadar fazla para almaz, hocaların 1 yardımcısı olurdu.